Cazibe Ararken Bir Zombiye Dönüşebilirsin
Coralie Fargeat’ın son filmi The Substance (Cevher) bu yıl (2024) Cannes Film Festivali’nde en iyi senaryo ödülünü kazandı ve sonra herkes o filmi konuşmaya başladı. Başrollerde iki güzel kadın var; Demi Moore ve Margaret Qualley.
Filmin konusu, tanıtımı için her mecrada yazdığı gibi “Tanınmış ama ünü azalan ve yaşlanan bir kadın, yasa dışı bir madde alarak gençleşiyor” falan değil.
Film “Artık yaşlanmış olan tanınmış bir kadının, dans ettiği TV programında yerine daha genç bir kadın alınacak olması korkusuyla bir çare arayışını, bu sırada kendini toplumdan saklayan diğer zombilerle tanışmasını ve zombilerden aldığı maddeyi bedenine enjekte ederek gençleşmesini sonra da yaşlı olan kendini yok edip başka bir yaşam formunda geri gelişini” konu ediyor. Bu yaşam formu SüngerBob Kareşort dizisindeki Patrick Star karakterinden de esinlenmiş gibi geldi bana.


Özellikle filmin son beş dakikasında, bir türlü sonu gelmeyen metaforları izlerken, her metafor sonunda, keşke hepsi bir rüya olsa! Uyanıp da maddeyi almaktan vazgeçse diye de bekledim durdum.
En nihayetinde Yeşilçam filmleriyle büyüdük, filmin sonunu kendi kültürel birikimimizle tahayyül etmemiz pek tabii.
Şimdi bizim coğrafyaya göre kültürel kodlarla bir film okuması yapalım.
Kadın bedeni üzerinden yapılan bütün pazarlama aktiviteleri aslında kadını yok eden, aşikâr ve riyakâr düşmanlar.
Ürünler (satılabilen her şey) kendini her halükârda kadın üzerinden satıyor; kadına kadını satmak, erkeğe de kadını satmak. Kadının sömürülmesinde kadının payı büyük.
Kendinizi bu kadar çok önemserseniz ve vazgeçilmez sanırsanız; sonunda bir ucubeye dönüşebilirsiniz.
Yaşlanmayı, yerinize başkalarının geleceğini ve hayatın bir süreç olduğunu bilmek, anlamak ve özümsemek gibi olağan halleri kabullenmenin iç huzurunu narsistler anlayamaz.

Film okumasını batı medeniyetinden orijinle yaparsak kadın ya da erkek fark etmez, insan daha uzun ve sağlıklı yaşamak, her daim genç kalmak için her türlü yola başvuracaktır. Gerçek hayatta, dünya gündemine konu olmuş örnekler de var. Mesela bazı Hollywood starlarının plasenta yemesi veya Scientology tarikatının yaptıklarına dair iddia ve teoriler gibi. Hatta öyle bir teori var ki- aslında ölümsüzlük bulundu ama saklıyorlar. Eğer Trump uzaylıları ispat ederse bu teoriye de inanacağım.

Filmdeki (The Substance) görsel unsurlara baktığımızda, fantastik sahneler bile o kadar gerçekçi ki izlerken rahatsız oluyorsun hatta tiksiniyorsun.
Filmde bir tane bile iyi karakter yok. The Purge (Arınma Gecesi) ya da Dogville gibi en gerildiğim filmlerde bile bir iyi karakter vardı bunda yok. Gerilim gerçekten var ve filmin sonunda gerilmekten kusma noktasına geldim, ucundan kıyısından biraz bilim kurgu diyebilirdim lakin madde var formülü yok.
Bir de yazmadan geçemeyeceğim fragman çok iyi. Filmin bütünlüğü, derinliği ve sürükleyiciliği hepsi fragmanda. Yeni nesil bir filme, eski nesil bir fragman olmuş. Film alışılagelmiş değil ama ne olur ne olmaz diye fragmanda alışılmış bir iş çıkarmışlar. Alfa, Z kuşağı filme; X, Y, Z kuşağı fragman yapılması diyebilirim. “Zombi Demi” yok mesela fragmanda.
Filmin en çarpıcı özelliği de alfa usul, çokça görsel metaforik unsurlara sahip olması. Filmin sosyal medyada paylaşılabilecek sözsel diyalogları yok denecek kadar az ama çokça etkili görsel paylaşılabilir.
Filme bir güzelleme olarak Kenan Doğulu’nun şarkı sözlerini revize edelim…
Yine de ben tek sevdiğim. Uğruna sevgiler, aşklar tükettiğim. Yine de ben tek bildiğim. Yollara kendimi Hollywood yıldızı olarak çizdiğim. (Bunu filmi izleyince anlayacaksınız.)

Cevher-The Substance, İMDb puanı 7.4…
Bu kadar konuşulan bir filmi sinemaseverler mutlaka izleyecektir.
İyi Seyirler




