Gassal Dizisinde, Ahmet Kural’ın Oynadığı Baki Karakteri, İzleyen Herkesi Ağlattı

Son söyleyeceğimi ilk söyleyeceğim, “Ah! bu nasıl bir sezon finali”.
Sosyal medyada da Gassal ile ilgili yorumlara baktığımda izleyicilerin çoğu benimle aynı fikirde.
“Öyle final mi olur” ve “Ne yaptınız ya ağlamaktan gözlerim kurudu” minvalinde yorumlar var.
Ne demek istediğimi onedio linkine bakarak anlayabilirsiniz.
TABİİ platformunun yeni dizisi “Gassal” şimdiye kadar izlediğim yerli diziler arasında bambaşka bir kategoride.
Aslında bir “sanat filmi” gibi başlıyor. ( bkz ) Bağımsız sinemada ya da festival filmlerinde tercih edilen gerçekçi akımın yerli dizilerimizdeki temsilcisi diyebileceğimiz, eşsiz bir iş olmuş. Tüm figürler abartısız, sakin ve gerçek. Sahneler, izleyiciye hikayeyi geçirecek kadar, ne fazla yavaş ne de gereksiz hızlı. Bu şekilde, her kategoride izleyici grubuna hitap edebilir. Popüler olma kaygısıyla sanatsal albeniden taviz verilmemiş. Replikler ve olay kurgusu da toplumun her seviyesine hitap edebilecek sadelikte.

Dizinin senaristi Sümeyye Karaarslan ve yönetmeni Selçuk Aydemir. Dizide birçok tanınmış konuk oyuncu var. Gassal rolünde Ahmet Kural ve en yakın arkadaşı Ahmet rolünde Muharrem Türkseven var. ( IMDb )

Dizinin her bölümünün sonunda Şahin Kendirci tarafından seslendirilen arabesk eserler, hikâyeden sebep içimizde oluşan kederi, çaresizliği, umutsuzluğu, hüznü ve çok kere de acıları, işitsel olarak da destekleyerek bağrımızı deliyor.

Böyle bir senaryoyu yazmak çok büyük bir başarı. Sanki edebi bir romanın dizisi çekilmiş gibi. Gülümseten, düşündüren, acıtan tüm unsurlar oya gibi işlenmiş. Sadece bu da değil sosyolojik olarak da birçok farklı kültürde insanları tanımak da gerekir. Ayrıca bir gassalin hikayesini yazmayı akıl etmek de müthiş bir yaratıcılık.
“Ben öldürmüyorum, ölürlerse yıkıyorum.”
Sadece ağlamıyoruz tabii ki günlük yaşam içinde bizi çileden çıkaran olayları, unuttuğumuz ayrıntıları, başkalarının üzerinden tebessümle izliyoruz.

Benim en sevdiğim ilişki Baki ve Ahmet’in ilişkisi oldu. Gassal olan Baki’nin alegorik tarzı, en yakın arkadaşı Ahmet’in iyi niyeti ve naifliği ile tamamlanıyor.

Baki Ahmet’i arar,
Baki: – Ya öylesine aradım canım sıkıldı,
Ahmet: -Ölmedi mi bugün kimse… Elif’e mi gitsen…
Baki, bir gün mezarlıkta başına gelen bir hadiseden sonra kendisinin de ölebileceğini ve öldüğünde onu kimin yıkayacağını düşünmeye başlıyor. Sonra birilerini kendini yıkamaya ikna etmeye çalışıyor. Kime gitse “beni yıka” diye sonrasında beklenmedik şeyler oluyor.

“Ölüm bizi masumlaştırır… Her ölü biraz bebeksidir…Ben ne gençler yıkadım Nazım abi, emeklilik mi bu yaşa takılsın ölünce beni sen yıka istiyorum… Vallahi kafayı yemedim ama ortada kalmak istemiyorum… Zurnacısın nikah kıyıp evlenmişsin ama düğününde bir davul sesi bile yok.”
Baki’nin başına gelen talihsizlikler zaman zaman bizi güldürüyor. Zaman zaman da hüzünlendiriyor. Kız istiyorlar, kız başkasını seviyor. Sevdiği kıza, bir cesaret açılayım diyor, kız kabul etmiyor. Öldükten sonra kendisini yıkamak için kimi bulsa bir terslik çıkıyor. Hep bir terslik çıkıyor.
“Normal insanları anlamıyorum, bu kadar çok diri görmeye nasıl dayanıyorlar diye.”
Baki, her bölümde başka başka insanların hayatlarına ve ölüsüne dokunuyor.
Baki’nin bekarlığı ve mesleği dolayısıyla sürekli ölülerle olması, tüm çevresinin en büyük derdi olmuş ve onu sürekli evlendirmeye çalışmaları da Baki için büyük bir dert olmuş.

Çekimler ve görüntü seçimleriyle sahneler, Baki’nin hayatının ayrıntılarını, mükemmel bir gerçekçilikte vermiş. Özellikle her sabah evde yalnız uyanması, yalnız yemek yemesi, yalnız kitap okuması, saat kullanmaması, duvarlara bakması, Baki’nin hayatındaki durağanlığı, küskünlüğü, hüznü çok iyi yansıtıyor. Lirik bir eyvallah çeker gibi tüm başına gelenlere. “Hesabım kalsın mahşere, elimi yıkar giderim” ya da “Olsun gözüm olsun bu da benim sana ayrılırken hediyem olsun” netliğinde ve mertliğinde. Senaryo, sahneler, oyunculuklar ve müzikler bir bütün olarak o kadar uyumlu ki duygulara çarpan etkisi yaratıyor.
“Herkesin her şeyi var ama ben kaldım.”
Bu rolü, Ahmet Kural’dan başkası da oynayamazdı zannımca. Daha önce oynadığı bütün karakterleri unutuyorsun.
Baki’yi her görenin aklına ölüm gelmesi ve insanların ölüme ve ölüye karşı verdikleri aşırı tepkilerin Baki tarafından anlaşılmaması hemen hemen her bölümde mizah olarak kullanılmış. Onun, ölümü doğal ve sıradan bulması ironisi üzerine kurulan bu ciddi mizah sanki Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” romanındaki gibi. İronik, komik ve gerçek.

Her bir bölümü ayrı ayrı yazmamak için çok zor tutuyorum kendimi. Ama son bölümü yazmak zorundayım. Baki’nin biricik arkadaşı ve güzel insan Ahmet. Ahmet’in biricik karısına duyduğu o büyük aşk. Küçük bir kasabada inşa edilmeye çalışılan bir havuz. Mutluluk ve mutsuzluk hakkında derin sorgulamalar. Bir babanın evladını beklemesi. Gidenler, kalanlar… Sonrası hiçlik makamı, fena-i mutlak…
“Geri dönmüyorlar, Çok ağlamıştım annem öldüğünde, Çok ama… Sonra dedim ki eğer dönülme imkânı olsaydı annem gelirdi. Dayanamaz gelirdi. O zaman anladım ben giden gelmiyor.”
Hani hafiften insanın burnunun direği sızlar ya ağlamadan önce hikâye tam o noktaya geldiğinde Şahin Kendirci çıkıyor ve ağır darbeyi indiriyor. Ağladıkça, hadi bir bölüm daha izleyeyim bakalım daha ne kadar ağlatabilir diye diye son bölüme geldiğin dizide, hiç olmayacak bir şey oluyor. Olmaması gereken bir şey… O sondan sonraki hislerime kelime bulamıyorum. Şairin dediği gibi “Epeyce yaklaşmışım, Duyuyorum; Anlatamıyorum.” Orhan Veli

“Feyza, bu bir dizi ya… bir kurgu bu… ağlama kızım!” diye kendi kendimi telkin etmeye çalıştım ama olmadı. Ne dizilere ağladım zaten yoktular, böyle bir ağlama görülmemiştir.
“Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir.” Attila İlhan
Uzun süre kendime gelemedim, hayatın getirebilecekleri, önümüzdeki ihtimaller, varsayımlar, varyasyonlar, geçmişin acıları, babamın morgdaki hala sıcak olan bedenine sarılan annemin “Mehmet Mehmet” diye attığı çığlıklar. O anda, hani olur ya doktorlar yanılmış olabilir diye içten içe ettiğim dualar. Baki, öyle çekine çekine koşmasa, o şarkı çalmasa, senaristin yazdığı kader, bu kadar derinden sarsmasa, normal bir dizide olduğu gibi azıcık ağlar geçerdim ama olmadı.
“Hani en sevdiğini kaybettiğinde
İçin yanar yanar yanar yanar ya
Ben de seni kaybettim ağlarım şimdi.”
Sezon finalinin son beş dakikası bana saatler gibi geldi ama kendimi acıta acıta yine de defalarca izledim. Eminim diziyi izleyen herkes, o noktada en sevdiklerine gidecek.
Sanat bir çağrışım aslında, herkese başka başka yansıyan. Kendi bohçamızda ne varsa ona göre okuyoruz hikayeleri.
Büyük bir yüzleşme var bu dizide. Geçmişle yüzleşme ve gelecek olanın bilinmezliği ile yüzleşme. Kısmetinizde varsa bu inkişaf eminim “Gassal” ile bir yerde yolunuz kesişir.
“Ölüm bütün planları bozar.”
Gassal’ın IMDb puanı 8.4 ve bu oran yerli dizilerimizin aldığı puan ortalamasının çok çok üstünde. Yabancı dizilerde “Yüzyıllık Yalnızlık” ve yerli dizilerde “Gassal” bana göre bu yılın en iyi dizileri. Benim gibi ikisini arka arkaya izlemenizi tavsiye etmem manevi olarak çok ağır gelebilir. 🙂
Bu benzersiz işte emeği geçen herkesin emeğine sağlık.
İyi Seyirler




