İstanbul Ansiklopedisi: “Bir kedim bile yok” ile “Başka bir deniz bulamazsın” arasında volta atmak gibi.

“Tut ki karnım acıktı, anneme küstüm
“Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Tüm şehir bana küskün
Bir kedim bile yok anlıyor musun
İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse.”
KEMAL BURKAY
Bu şehir arkandan gelecektir.“
KAVAFİS
O mahalle, bu mahalle diye ayrışıp duruyoruz ya…
Yoksulluk, yalnızlık, çaresizlik, hastalık… mahalle falan tanımıyor.
Sevinçler, başarılar, mutluluklar değil, her ne kadar kimse itiraf etmese de aslında acılar birleştiriyor insanı.
İnsan düştüğü yerde kim varsa ona sarılıyor ve o anda kimse, kimin hangi mahalleden geldiğini umursamıyor.
İstanbul Ansiklopedisi dizisi adını, Reşad Ekrem Koçu’nun aynı adlı eserinden almış. Yönetmenliğini Selman Nacar’ın yaptığı dizinin, adını aldığı eserle, öz olarak alakası bile yok. Sembolik olarak hikâyenin gidişine ekstra bir görsel kazandırmış. Bu birazda diziyi izlemeden önce insanın beklentilerini etkiliyor.

Başrollerde Canan Ergüder ve Helin Kandemir’i izliyoruz. Diğer oyuncular, Erdem Şenocak, Nezaket Erden, Ecem Sena Bayır, Ebrar Karabakan, Kerem Atasavun, Müjde Ar, Tolga Tekin, Melisa Sözen, Pelin Batu, Kaan Miraç Sezen ve Gregory Montel.

İstanbul Ansiklopedisi kitabını diziden çıkardığımızda, hikâye olduğu yerde dimdik durmaya devam eder lakin kitap, hem çok yaratıcı ve fonksiyonel bir görsel sıralamaya imkan vermiş hem de sanatsal anlamda entelektüel bir yaslanmaya duvar ve referans olmuş.

İlla bir ansiklopedi olacaksa ben dizinin adını “Yaralı Kadınlar Ansiklopedisi” koyardım.
Tümden gelen bir yazıya başlamış olduk ve yine son söyleyeceğimi ilk söylemiş gibi oldum.

İlk söylemem gereken sırayla başlamak gerekirse, İstanbul Ansiklopedisi, son dönemlerde “Kızılcık Şerbeti” ve “Kızıl Goncalar” gibi dizilerde popüler olan, iki kutbun hikayesini, ortak bir ekvator çizgisinde buluşturan, iyi yakalanmış senaryolardan bir üçüncüsü ve farkı da platform dizisi olması.
Ana karakterler: muhafazakâr çevreden gelen lakin dünyanın hallerine tutucu ve kayıtsız kalamayan, sorgulayıcı, genç, öğrenci Zehra ve seküler, modern ve çevresindekilerle bağlı-bağımlı çatışmalarını çözememiş “kendi” olmaya çalışan, orta yaşlarında, doktor Nesrin.

Bazı insanlar sadece kendi gibi olabilmek için bazı insanların hiç anlamadığı ve anlayamayacağı kadar mücadele vermiştir. Zehra ve Nesrin de tamamen farklı çevrelerde ve tamamen farklı engellerle sürekli bir mücadele içindeler. Onların ortak noktası da kendi gibi olma mücadelesi.
Genç kadın Zehra, İstanbul’a okumaya geliyor ve annesinin arkadaşı Nesrin’de kalıyor. Zehra, Nesrin’in zaten zor olan hayatını istemeden de olsa çok daha zor bir hale sokuyor.
Nesrin ve Zehra’nın yaşamına dokunan tüm kadınların da içinde bulunduğu kaosları ve acılarını düşünürsek şöyle bir benzetme yapabilirim. Sorunlu bir yün kazağın söküldüğünü düşünün, hani biri de yeniden örülmek üzere sökülen ipleri sararak onu bir yün yumağına dönüştürür ya. İşte dizi bozuk bir kazak olarak başlıyor, söküle söküle, yeniden örülmeye ve atkı, kazak, bere, battaniye yani her şey olmaya hazır bir yün yumağı şeklinde bitiyor.

Kadın hikayelerinin gözle görünür bir şekilde baskın olduğu diziyi, 2 kadın 1 erkek beraber izlemeye başladık ama sonra 2 kadın olarak devam ettik.
Dizinin erkekleri nispeten görmezden gelmesi hoşuma da gitti açıkçası.

Diziye yapılan yorumların çoğu, yine Netflix’te yayınlanan “Bir Başkadır” dizisine benzediği yönünde ama o dizide, mahalleler arasındaki ilişkinin anlatılmasında gizli bir taraf tutma var. Düşündüren, eğlenceli, sürükleyici ve gerçekten çok başarılı bir dizi “Bir Başkadır” ama muhafazakâr kesimi cahil, seküler kesimi ise kötü ve mutsuz olarak tasvir etmiş. Bu tasvir, eksik, yanlı ve üstenci bir çerçevede lakin bir belgesel olmadığına göre senaristin sübjektifliğine aslında sanatın özü diyebiliriz.

İstanbul Ansiklopedisi, muhafazakâr kesimi de okuyan, eleştiren ve düşünen bir çerçevede görmüş. Başı örtülü ise cahildir klişesinden kurtulmuş bir denge kurabilmiş.
Dizinin en çarpıcı vurgusu Zehra’nın “bir kimliğim bile yok” ikilemi. Zehra’nın, annesinden Allah’tan korktuğundan daha fazla korkması konusu ise psikiyatrinin en büyük açmazı herhalde, “Anne Travması”.

Bence mevcut şartlarda ve konunun hassasiyeti ölçüsünde çok iyi bir senaryo olmuş. Bir adım gerisi yüzeysel kalma ve bir adım ilerisi linçlenme riski olabilecekken, çok doğru yerde durmuş.
Yeni sezonda hem Nesrin’in annesi ve kız kardeşinin hem de Zehra’nın annesinin hikayesi de diziye eklenirse gerçekten adı “Yaralı Kadınlar Ansiklopedisi” olabilir.

Bu arada dizideki İstanbul Ansiklopedisi’ni merak edenler “İstanbul Ansiklopedisi” bu linkten inceleyebilirler.


İyi Seyirler



