Korkma! Hayat rağmenlere rağmen yaşamaya değer.

Ana Sayfaya Geri Dön

Mektup nedir?

Beklemektir, umuttur, hasrettir, vuslattır, özlemdir.

İçinde bulunduğumuz bu yüzyılda, adı ve konusu mektup olan bir dizi çekmek, edebiyatla dijital olanı buluşturmak, parmaklarımız acıyana kadar alkışlamayı hak ediyor.

Netflix’de gösterime giren Geleceğe Mektuplar dizisinin başrollerinde Banu Fotocan, Berk Özgür, Can Bartu Arslan, Deniz Bakacak, Erdem Şenocak, Gökçe Bahadır, Güneş İpek Türktan, Kerem Alp Kabul, Nezihe Şensoy, Nilüfer Bayrakturan, Onur Tuna, Pelin Karahan, Saygın Soysal, Selin Yeninci, Yusuf Akgün var.

Dizinin senaristi Rana Denizer ve yönetmeni Cenk Ertürk.

Bir gecede soluksuz bir şekilde izlenecek kadar akıcı bir senaryosu var. Kim kimin gençliği, kim kimin çocuğu derken bölümler arasında merak ve heyecanla ilerliyorsunuz.

Hatırlayan var mı bilmem hani bir zamanlar bir oyun oynardık, “kim, kiminle, nerede, ne zaman ve ne yapıyor” diye ve kağıdı dolaştırırdık sonunda sürpriz olurdu. İşte öyle bir senaryo.

Aslında bir gençlik dizisi gibi ama son tahlilde her yaşa ve her cinsiyete hitap ediyor. Hepimizin gençliği var bu dizide ve çok bizden bir hikâye.

Belki Elif üç tane anne değiştirmese daha da bizden olabilirdi. Olsun o da nazar boncuğu olsun diyorum.

Dizinin içeriği ile ilgili detaylar vererek seyir zevkinizi bozmak istemem. Bende uyandırdığı duyguları anlatmayı daha doğru buluyorum.

Dizi bitince buruk bir hüzün kapladı içimi. Hem dizinin bittiğine üzüldüm hem de galiba gençliğimi özledim. O kadar hızlı ki artık yaşamak ne kadar çok zaman olmuş “ben de bir zamanlar gençtim” demeyeli.

Hayat, doğduğumuz andan başlayarak hep zorluklar barındırıyor. Oysa yaşam döngüsünün en belirsiz ve kaygılı dönemi gençlik.

Düşünsenize, bir aileye ve çevreye doğuyorsunuz. Bir şekilde okul hayatı ve arkadaşlıkları, başkalarının belirlediği kurallar ve müfredatlar var. Sosyalleşme sürecinde ne ailemizi ne de çemberin diğer alanındaki çevremizi tamamen özgür irademizle seçemiyoruz. İçimizde bir “ben” var bir de şartların mecbur bıraktığı bir “ben” var.

Yunus Emre’nin dediği gibi ” Beni bende demem bende değilim.
Bir ben vardır bende benden içeri. “

Rest çekecek gücümüz yok. Ne olacağımız belirsiz, hayallerimiz Everest gibi bize yukarıdan bakıyor. Herkesin sizin hakkında bir fikri var. Herkes her şeyi çok biliyor. Hep birilerine kendini anlatma ve daha da zoru ispatlamaya mecbur kalıyoruz.

Şimdi kırk yaşında on altı yaşımdaki kendime bakıyorum ve geçmişe bir mektup yazmak istiyorum.

“ Canım kendim, hiç stres yapma sakın ve asla korkma! Evet hayat çok büyük zorluklar da getirecek hatta bazı geceler ağlayarak kendine mektuplar yazacaksın, büyük kazıklar yiyeceksin, omuzlarına acımasız yükler yüklenecek, çok sevileceksin, fırtınalar kopacak, çok seveceksin hatta gururundan bile vazgeçeceksin, sonunda kendini bulacaksın, başına ne gelirse gelsin, o saçma “mantıklı ol” mottosundan hiç vazgeçmeyeceksin. Duygusal kalacaksın ama hiç duygusal kararlar vermeyeceksin. İstediğin her şey olmayacak ama bana inan, istemediğin hiçbir şeyi yapmak zorunda kalmayacaksın.

Şu anda seninle yaşıt olan bir kızın olacak. Sadece onu bu hayata getirmek bile bu hayattaki tüm zorluklara değecek.

Aileni sevmeye devam edeceksin ama kendin olmayı da başaracaksın. Bu arada kendin olmak o kadar da zor değilmiş be güzelim, onları memnun etmek için keşke bu kadar uğraşmasaydın. Hayattaki en büyük pişmanlığın sevdiklerini memnun etmek için yapamadığın şeyler olacak.

İyi ki sen olmuşum.

Seni çok seviyorum.”

 

İşte insanı kendi gençliği ile konuşmaya götürecek kadar derin ama bir o kadar sade olan bu diziyi mutlaka seyretmelisiniz.

 

İyi Seyirler

Dizi Kritik

Blogumuz, sürükleyici yapımların perde arkasını, oyunculuk performanslarını ve sosyal medyada yankı uyandıran olayları detaylı bir şekilde ele alıyor. Ayrıca, reality şovların çarpıcı anlarını ve dizi dünyasındaki yenilikleri sizinle paylaşarak gündemi yakalamanıza yardımcı oluyoruz.